İnsanlığın Temel Sorunu: Çıkar İlişkileri
18 Şubat 2010 Yazan M.Sami KÖROĞLUSınıfsal çıkarlar, ulusal çıkarlar, kişisel çıkarlar, devletsel çıkarlar, toplumsal çıkarlar, evrensel çıkarlar. Çıkarlar, çıkarlar, çıkarlarrrrrr.
Yaşamımıza yön veren bizi alıp ötekinin karşısına diken çıkarlar. Kapitalizm adına çıkarlar, sosyalizmin adına çıkarlar, ümmetçilik adına çıkarlar, milliyetçilik adına çıkarlar. Nereden bakarsak bakalım en karşıtımızla mücadelemizde temel eksen çıkarlardır. Çıkar, çatışmaların temel noktası olduğu kadar aynı zamanda da tüm çatışmaları belirleyen temel noktadır. Hem karşıtımız hem de biz çıkar toplumunu ayakta tutan objeler olarak toplumu oluşturmuşuz. Konumlanışımız, duruşumuz, mücadelemiz çıkar toplumu esasına göre şekillenmiştir. İşte yaşanan bütün sorunların kaynağı da burada yatmaktadır. Çıkarlar dünyasının içinde çıkarlar için mücadele, insanlığın kurtuluşunu değil insanlığın boğazlaşmasına getirmektedir.
Çıkar kavramını biraz açtığımızda, çıkarın var olan değerlerin faydacı bir şekilde paylaşımı olduğunu hemen görebiliriz. Çıkarın var olabilmesi için iki temel koşulun zorunluluğu açıktır. Bunlardan birincisi birikmiş değerlerlerin olması, ikincisi paylaşım gerekliliği.
Değer, İnsan için gerekli olandır. Bu gerekli olan, insan için, insan tarafından üretilir. Gerekli ve gereksiz olanın insan tarafından belirlendiği göz önüne alındığında üretilen değerin insanın gerek duyduğu kadar olacağı açıktır. Birikmiş değerden söz ediyorsak, Bu değerleri değerli kılan, bu değerlere olan ihtiyaçtır. Eğer bizim değer olarak tanımladığımız şeye ihtiyaç yoksa o zaten değer değildir. Bu durumda değerin kullanım dışında birikmesi bir kısım insanın değerler üzerindeki hakkının elinden alındığını göstermektedir.
Değerin bir kısım ellerde birikmesi ve yine bir kısım insanın değerler dışına itilmesi paylaşım sorunudur. Paylaşımı belirleyen güç ilişkileridir. Güç hem hakların korunmasında hem de hakların gasp edilmesin de temel objedir. Bir yerde paylaşım varsa orada güç arayışı başlar güçlü alan paylaşımda kendi çıkarlarını tesis eder. İşte çıkar dediğimiz şey tamda gücün kendini konumlandırışıdır. Paylaşma güç ve rekabeti zorunlu olarak üretir. Paylaşmanın olduğu yerde çıkar ve güç ilişkisi esastır. Gücün olduğu yerde çıkar çıkarın olduğu yerde adalet ortadan kalkar. O halde paylaşma çıkar sorununun kaynağıdır.
Paylaşma, üretilmiş ortak değerin üzerindeki ortaklığın bozulması ortak değerin ortaklar arasında dağıtılmasıdır. Ortak değerin dağıtılması çıkarların ve bu çıkarları koruma temelinde gelişen güç ilişkilerinin ve çıkar çatışmalarının kaynağıdır. O halde çıkar ilişkilerinin ortadan kaldırılması esas olarak değerlerin ortaklaştırılmasında yatmaktadır. Üretilen her değer insanlığın ortak kullanımına sunulduğu zaman orada çıkarlardan veya güç ve iktidar çatışmalarından söz edilemez. İnsanlığın temel sorunu olan çıkar ilişkisini çözmenin temel yöntemi, değerlerin toplumsallaştırılması bir başka deyişle mülkiyeti sahiplenmenin ortadan kaldırılmasıyla mümkün olacaktır.
İçinde bulunduğumuz dünya paylaşım ve çıkarlar dünyasıdır. Gerek burjuvazi gerek proletarya, gerek Müslüman gerek Hıristiyan, gerek Kürt gerekse Türk bütün farklılıklar arasındaki çatışmanın ve ilişkinin temeli çıkarlarda yatmaktadır. İnsanlığın ortak malı dünya parsel parsel bölünmüş ve güç esasına göre paylaşılmıştır. Bu gün attığımız her adım konuştuğumuz her söz çıkarlar üzerinden yaşanmaktadır. İnsanlığı bir birine düşüren çıkar ilişkileri bu günün insanlığının en temel sorunudur.
Dünya insanlığını böylesine parçalayıp bir birine karşı ötekileştiren olgular kuşkusuz sadece mülkiyet ilişkileri değildir. Tarihsel gelişim, doğa koşulları, insanın insanlaşmasında önemli oranda etkilidir. Her dönemin farklı ihtiyaçlar yaratan kendi koşulları, doğanın kendine uygun değişik ihtiyaçları vardır. İnsanları topluluğa iten Bu farklı ihtiyaçlar insanlar arasındaki farklılıkların temel nedenidir. Zaten insanı diğer canlılardan ayıran temel özellikte insanın kendi ihtiyaçlarına dönük değişimi ve kendi dışını bu ihtiyaçlar kapsamında değiştirmesidir. Bir anlamda insan kendi ihtiyaçlarının çocuğudur.
Doğanın ve tarihin farklı ihtiyaçları, insanlar arasındaki farklılaşmanın da belirleyicisidir. Bu farklı ihtiyaçlar giderme sorunu insanı toplumsallaşmaya, iş bölümüne zorlamış örgüt ve devlet fikri bu ihtiyaçtan doğmuştur. Toplumsal ihtiyaçlardan doğan devlet toplumsal ihtiyaçları gidermenin bir aracıyken giderek toplumdan uzaklaşmış ve bir kısım farklılıklar adına toplumu denetimine almıştır. Vatan, din, ulus vb. olgular bu farklılıklardan doğmuştur. Önceleri bireysel farklılıklar üzerinden gelişen çıkarlar giderek gurupsal çıkarlara ve oradan da devletsel çıkarlara dönüşmüş bununla da kalmamış evrensel çıkarlar üzerinden şekillendirilmeye başlamıştır.
İnsanlık esas olarak her dönem çıkarcılığı mahkûm etmeye çalışmıştır. Ancak çıkarcılığa karşı mücadelesi kendi çıkarlarını koruma ve geliştirme temelinde yükselmiştir. Buda çıkarlar zemininde çıkarlar savaşı biçiminde olmuştur. Bu gün her çevre çıkar çatışmaları içinde kendisini konumlandırmış ve çıkar için mücadeleyi meşrulaştırmıştır. Dünya artık çıkarlar ve çıkarcılar dünyasıdır.
Kuşkusuz sorunun özünü yakalayıp çıkarları yok etmeye çalışan mücadele biçimleri de olmuştur. Özellikle dinler ilk çıkış dönemlerinde çıkarlara karşı köklü mücadeleler vermiştir. Tanrıya yaklaşma anlayışı temelinde, Mülkiyeti tanrı mülkiyeti olarak değerlendirmiş böylece özünde mülkiyeti insanlığın ortak mülkiyeti olarak ilan etmiştir. İnsanlık için dünyevi çıkarlara karşı nefis ( çıkar)kontrol etme mücadelesi vermiş erdem ve ahlak anlayışı ile çıkarlar dışı bir kültür geliştirmeye çalışmıştır. Ancak bu olumlu yaklaşımın yanında insanlığın sorunlarını maalesef doğru değerlendirememiş, İnsanın ihtiyaçlarının bir sonucu olduğunu çözememiştir. Her şeyi tanrıya devreden bu kültür dünyevi değerleri öteleyip tanrısal değerleri kutsamış bunun sonucu olarak ta insanlığın gelişimine kendisini kapatmıştır. Giderek güçlenen ve toplumda güç olmaya başlayan dinler iktidara yönelmiş ve çıkar ilişkilerine batmıştır. Çıkarlarla birlikte yozlaşmıştır.
Yine Marksizm çıkar ilişkilerini sınıflar temelinde çözümleyip, işçi sınıfının çıkarlarından hareketle toplumsallaşmaya yönelip ortak mülkiyeti (mülksüzleşme) önermiş, çıkar ilişkilerine ağır darbeler vurmuştur. Ancak mülksüzleşmeye ve çıkar ilişkilerine dönük mücadeleyi çıkarlar üzerinden konumlandırması onu zorunlu olarak iktidar üzerinden çözüme zorlamış çıkarların kaçınılmaz sonucu olan iktidar, çıkarları ve mülkiyeti yeniden geliştirmiştir. İktidar üzerinden mülksüzleşme anlayışı ile çıkarlar girdabından kendisini kurtaramamış ve başarısızlığa uğramıştır.
Çıkar kavramının insanlığın gündeminden çıkarılmasının tek yolu başta da vurguladığımız birikmiş değer ve paylaşım sorununun ortadan kaldırılması ile mümkündür. Değerin birikime ve belli ellerde toplanmasına fırsat vermeyerek kullanıma açılması Ortak mülkiyet veya mülkiyetsizleştirme anlayışı ile topluma verilmesi gerekmektedir. Zira değer açımlandığı gibi ihtiyaç duyulandır. İhtiyaç fazlası hiçbir şey değer değildir. Böylece değerin paylaşımı sorunu ortadan kaldırılmış ve böylece de çıkar sorunu bu boyutu ile gündemden düşmüş olacaktır.
İnsanlığın doğa ve tarihin karşısında yaratıp kölesi olduğu çıkar ilişkilerini sonlandırmak İnsan iradesinin üstesinden gelebileceği bir olgudur. Doğa ve tarihin insanlara dayattığı din- vatan-ulus ve devlet insanlığın doğa ve tarih karşısında konumlanışının bir sonucudur. Bu sorunların esas çözümü şüphesiz ekonomik alt yapının çözümü ile yakından ilişkilidir ancak alt yapıyı da aşan çözümler gerekli olabilir. Zira doğa ve tarih sadece ekonomik altyapıyı değiştirmekle kalmamış insanlığın duygu ve düşünce sistematiğini de derinden etkilemiştir. Aynı ekonomik ilişkiler içerisinde olan insanlar arasında da oldukça fazla bireysel farklılıklar bulunmaktadır. Bu nedenle de duygu ve ruh biçimlenmesindeki farklılık uzunca bir dönem daha devam edecektir. Bunun çözümü İnsanın tüm yetilerinin geliştirilmesidir. İnsanın bütün yönleri ile geliştirilmesi ve bilim diliyle harmonik bir şahsiyet kazanması ( her alanda yeterli olması ve yeteneklerini buluşturması ) bu adeta yeni bir insan neslinin yaratılmasıdır.
Bütün bu kısa açıklamalar ve çok daha fazla fikir ve tartışmalarının sürdürülmesi gereken çıkar sorunu, insanlığın bir an önce çözmesi gereken bir sorundur.
Ama şu önemle belirtilmelidir ki, çıkar ilişkileri içerisinde çıkarlardan hareketle insanlığın kurtuluşu mümkün değildir. İnsanlığın kurtuluşu çıkarların mahkûm edilmesiyle olacaktır.
